23 Aralık 2011 Cuma

Mutluluğa Nasıl Ulaşırız?



Mutluluğa mücadele ederek ulaşabilir misiniz? Dile kolay gelmese de en büyük sır budur. Mutluluğu birkaç basit sözcüğe sığdırabilirim ama sadece beni dinleyip, duygularınızı tekrar etmekle mutlu olamazsınız. Mutluluk tuhaftır; onu aramadığınızda gelir.

Mutlu olmak için çaba harcamadığınızda, saflıktan ve yaşamın güzelliğinden doğan mutluluk beklenmedik ve gizemli bir biçimde birden beliriverir. Ama bu bir topluluğa katılmayı ya da biri olmaya çalışmayı değil, yüksek düzeyde bir kavrayışı gerektirir. Hakikat, kalbiniz ve zihniniz tüm uğraşlardan temizlendiğinde ve artık biri olmaya çalışmadığınızda ortaya çıkar. Zihniniz sakin olduğunda, gerçekleşen her şeye kulak verdiğinizde meydana çıkar. Bu sözcükleri dinleyebilirsiniz fakat mutluluğun gerçekleşmesi için öğrenmeniz gereken, zihninizi tüm korkulardan arındırmaktır.

Bir şeyden ya da birilerinden korktuğunuz sürece mutlu olamazsınız. Anne babanızdan, öğretmenlerinizden, sınavları geçmekten, ilerlemekten, Efendinize, hakikate yaklaşamamaktan, onaylanmamaktan, sırtınızın sıvazlanmamasından korktuğunuz sürece mutlu olamazsınız.

Hiçbir şeyden korkmazsanız, bir sabah uyandığınızda ya da yalnız başınıza yürürken, birden tuhaf bir şeyler olduğunu görürsünüz; aşk, hakikat, mutluluk denen şey davet edilmeden, çağrılmadan, aranmadan birden karşınıza çıkar.

Gençken doğru biçimde eğitilmeniz bunun için çok önemlidir. Şu an eğitim dediğimiz şey, eğitim falan değildir, çünkü kimse size bunlardan bahsetmez. Öğretmenleriniz sizi sınavları geçmeniz için hazırlar fakat size en önemli şeyden, yaşamdan bahsetmezler; çünkü çok az kimse nasıl yaşayacağını bilir.

Çoğumuz yalnızca hayatta kalır, bir biçimde sürükleniriz. Bu yüzden de yaşam korkunç bir şey haline gelir. Gerçekten yaşamak, büyük bir sevgi, derin bir sessizlik ve saflığın yanı sıra deneyim zenginliği de gerektirir. Açık bir biçimde düşünebilen, önyargılar, hurafeler, umut ya da korkularla sınırlandırılmamış bir zihin gerektirir. Tüm bunlar yaşamın kendisidir ve yaşamak için eğitilmiyorsanız, eğitimin hiçbir anlamı yoktur.

Düzenli, terbiyeli olmayı öğrenebilir ve tüm sınavlarınızı geçebilirsiniz; fakat toplum yapısal anlamda parçalanırken bu yüzeysel şeylere birincil önem atfetmek, tıpkı ev yaparken tırnaklarınızı temizleyip cilalamaya benzer. Görüyorsunuz, hiç kimse sizinle tüm bunlar hakkında konuşmuyor, hiç kimse sizinle bunların üstüne gitmiyor. Matematik, tarih, coğrafya gibi belli konuları çalışmak için günlerinizi harcarken, bu derin konuları konuşmak için de zaman ayırmanız gerekir. Bu, yaşamı zengin kılmak için gereklidir.

Jiddu Krishnamurti


13 Aralık 2011 Salı

Tasavvufun 4 kapısı...


Öğreti olarak kabul edilen Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapısının birer birer geçilerek "Hakikat"e ulaşıldığı kabul edilir.

Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş:
"Efendim bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim  bir lisanla anlatır misiniz?"

" Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."

Öğrenci gitmiş birincinin ensesine bir tokat aksetmis. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat aksetmis. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.

Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana: "İşte sana istediğin örnekler...

-Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

-İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü, oturdu.

-Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir donup baktı.

-Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için donup bakmadı bile...

Mevlana

12 Aralık 2011 Pazartesi

Birisi var...



Birisi var; aşkı bulmuş, sonra yitirmiş.
Son durakta dönmeyen bir yolcu bekleyen...
Susamış bahar çiçeklerini özlemiş.
Bir hüznün içinde,
hüzün onun içinde
Gözbebeklerindeki aydınlık şimdi çok uzak.
Yüreği fırtınada çırpınan kanatlar gibi yumuşak.

Birisi var; aşkı bulmuş ,sonra yitirmiş.
Kuytularda bitmeyen bir sevgi düşleyen...
Hayırsız yıllara ıslak umutlar sermiş.
Bir gecenin içinde,
gece onun içinde.

Birisi var; aşkı bulmuş sonra yitirmiş
Bir boşluğun içinde,
boşluk onun içinde.

8 Aralık 2011 Perşembe

Galatasaraylı olmak...


hagi'nin hırsı, kewell'ın yüzündeki gülümseme, ilk yarısını 0-2 önde kapattıkları maçı 3-2 kaybeden real madrid'li futbolcuların şaşkınlığı, 5 metreden vurduğu kafayı taffarel'in nasıl çıkardığını anlamaya çalışan henry'nin boş gözlerle etrafa bakışıdır galatasaray. hagi'nin 30 metreden çatala astığı golün arkasından sabri ugan'ın attığı çığlık; ömer üründül'ün kupa gelince dudaklarından dökülen "korkunçç bir şeyy" feryadıdır. çıkık omzuna aldırmadan maça devam eden bülent kaptan'ın inancına; uefa finalindeki son penaltıyı gole çeviren popescu'nun deparına; fatih terim'in gözyaşlarına; metin oktay'ın "bizi sevenleri üzmeyelim baba" cümlesine bakmak gerekir ona dair sevginin ne olduğunu; nasıl bir şey olduğunu anlayabilmek içün.

kimi zaman meksika'da bir hapishane duvarında çıkar karşına adı, kimi zaman ryan giggs'in kariyerine dair anlattığı bir hikayede ya da gregory coupet'in bir röportajında... unutturmaz kendini, unutamazsın. türkiye denince galatasaray gelir aklına dünyadaki bir çok kişinin. hakan şükür gelir, hagi gelir, popescu gelir, fatih terim gelir.

galatasaraylı olmak, torununa, çocuğuna, arkadaşına, kardeşine anlatacak bir şeylerinin olmasını sağlar. turgay şeren'den bahseder eskiler, coşkun özarı'dan bahseder, prekazi'den bahseder, metin oktay'ı düşürmez dilinden misal. şampiyon kulüpler kupası'ndaki yarı finali anlatırlar. efsanevi mençıstır maçlarına değinmemek olur mu? onu da yaparlar. ya da neuşel maçlarına.

 biraz daha yaklaşırsın bugüne, 4 yıl üst üste şampiyonluk ve akabinde hiç yenilgi almadan gelen uefa kupası, süper kupa... 17 mayıs 2000 hani. türkiye'nin tek yürek olduğu gün. dünya üçüncüsü olan milli takım'ın ilk 11'indeki 7 futbolcu. sivas'ta 3-5 biten maçta arda'nın hırsı; hasan şaş'ın umudu; cevat hoca'nın inancı meze olur muhabbetlere.

galatasaraylı olmak, futbol mevzubahis ise, yılmamayı öğrenmektir. umuttur galatasaray zira. 1-2'lik maçı son 10 dakikada 3-2 kaybeden maldini'li milan'ın sahadaki "n'oluyor amına koyyim :/" duruşudur. 10 kişi kalan takımın mücadelesini gören arsene wenger'in yüzündeki endişedir.

yenilmiyor mu? yeniliyor. fark yemiyor mu en büyük rakibinden? yiyor. adı sanı duyulmamış takıma elenip avrupa'ya veda etmiyor mu? ediyor. ama ne fark eder ki? neyi değiştirebilir tüm bunlar? sevgisini mi eksiltir taraftarının; inancını mı azaltır; daha az bağırmasını mı sağlar tribünde? hiçbiri.. hiçbirini yapamaz. o yüzden galatasaraylılık sadakat ister. sabır ister; her koşulda bağrına basmayı gerektirir takımı. kaypak aşklar gibi günübirlik olmamıştır; ezeldir, ebed olacaktır.(Ekşi Sözlük)

2 Aralık 2011 Cuma

Sahici bir sarsıntı, sahte bir dengeden iyidir.


Babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum.
Bazen öyle olur.
Her şey üst üste gelir.
Polis olmasaydım, katil olurdum.
Çünkü sahici bir sarsıntı, sahte bir dengeden iyidir.
Binlerce ceset, binlerce katil ve bir evlilik gördüm.
Seni, intihar ettiğin gün tanıdım kızım.
Seninle o gün barıştım.
Şimdi sadece geceleri, yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var.
Şimdi benim de yalanlara inanmaya ihtiyacım var.
Bütün çaresiz insanlar gibi, dağılan bir okul gibi.
Acılarımız da birbirine benziyor artık kızım.
Birbirine benzeyen parmaklar gibi.
Ama her birinin eşsiz bir izi var.
Bazen gözlerim doluyor karanlıkta.
Ama fısır fısır konuşmaya başlıyorsun yine kulağımın dibinde.
Hiç susmuyorsun.
Ağlamama asla müsaade etmiyorsun.
Her şey affedildi babacık diyorsun.
Hiç ayrılmayacağız diyorsun.
Keşke hep yanında olsaydım diyorum böyle konuştuğunu duyunca.
Bu kış çok kar yağar, belki beraber kayboluruz diyorsun sen bana.
Ama kar taneleri birbirine benzemez ki kızım?
Cesetler de benzemez.
Ama bir cinayet, başka bir cinayeti hatırlatır her zaman.
Koşan atlar, düşen atları hatırlatır.
Yağmur yağar.
Durur.
Tekrar başlar.
Yanlış yolda yürümek, doğru yolda beklemekten iyidir.
Beşikten mezara kadar.
Karanlıkta herkesle çarpışabilir insan.
Yalan mı söylüyorum sana?
Affet beni kızım.
Affet.
Bir sürü doğru söyledik ama.
Hiç burnumuz kısalmadı ki kızım.

Behzat Ç. 12. Bölüm

2 Ekim 2011 Pazar

Simurg Anka'yım ben, ya siz?


Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

baykuş yıkıntılarını özlemiş,

balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş...

Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.

Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş.

Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

'Duygu'ya taş


Duyguluysan işin zor,
Yaşamda yeniksindir.
Duyguluya sor,
Ona aşkları da acı verir.

Hep bir karanlığa uyanır, yalnız:
Düşleri gerçekleri, gerçekleri düşleridir.
Aldatsanız, aldansanız,
O hep bir karanlığa uyur gibidir.

Hiç ölüsü yoktur,
Herkes, her şey anısındadır.
Geleceği geçmiş'in gözünden okur;
Hep bir yangının bacasındadır.

Gülerken bir düğündür, acı-son'lu,
Aldatılara uğurlayan gelinlerini.
Bir çocuk bahçesidir, renk-renk balonlu,
Savaşlara uğurlayan bebeklerini.

Sinmiş her şarkıya, her uyanı'ya, uykuya,
Ölümün yaşayan kardeşidir.
Hep sezer, sezdikçe duyguluya
Yengiler de hüzün gelir.

ÖZDEMİR ASAF

6 Eylül 2011 Salı

Kaybetmek...


"Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur.
Terk edilmiş hayaletli bir ev gibi buruk bir yalnızlığa esir olur, eksik kalırsın.
İçinde bir sır gibi giden sevgilinin yokluğunu taşırsın.
Öyle bir yara ki, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canını yakar.

Öyle bir yara ki iyileştiğinde bile kanar..
Bir daha gülemeyeceğini, asla hafifleyemeyeceğini sanırsın.
Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibidir hayat.
Önünü görmeden yönünü bilmeden, sadece şu anı kurtararak..
Gönlünün kandili sönmüş, zifiri gecede kalmışssındır.

Ama işte ancak böyle durumlarda, yani iki göz birden karanlıkta kalınca, bir üçüncü göz açılır insanda. Kapanmayan bir göz..
Ve ancak o zaman anlarsın ki, bu elem sonsuza dek sürmeyecek.
Hazandan sonra başka mevsimler, bu çölden geçince nice vadiler gelecek.
Bu ayrılığın ardından da bir ebedi Vuslât..

Yani kaybettiğin kişiyi, manevi gözle bakınca her yerde görmeye başlarsın.
Denize düşen katrede,
Dolunayla hareketlenen med cezirde,
Esen her esintide,
Ona rastlarsın..

Kuma çizili resimde,
Güneşte pırıldayan kristal tanesinde,
Yeni doğmuş bebeğin tebessümünde,
Bileğinde atan nabzında Onu seyr edersin.
Her yerde, her şeyde Onu görürken, nasıl derim Şems gitti?.." Rumi.

http://www.youtube.com/watch?v=oMw4phu3T9Y

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Nicolletta Ceccoli…

Bu isimle tanışmam tam da bugünü buldu. Çeşitli ruh hallerini yansıtan küçük kız çocukları yer alıyor çizimlerinde. Masum, hırçın, öfkeli, kibirli, hüzünlü, kırgın, yalnız, güçlü, otoriter, tehlikeli, anaç, zalim…

Çizimlerine baktığınızda bir rüyanın içinde hissedeceksiniz kendinizi. Rüyaların mistik etkisini, şiddet dolu gerçekliği, hayalgücünün sınırlarını. Rüya ile gerçeği harmanlayan gizemli çizgiler…

Her çizimde kendinizden bir parça bulacaksınız. Kız çocuğu ile kendinizi özdeşleştirmeniz kaçınılmaz. Şiddeti ayırmaz çocukların dünyasından. Sizi etkileyen de bu bebeksi yüzlerin nasıl bu kadar kibirli olduğudur. İnsanın ta kendisi işte.

Yazar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi vermeyeceğim. Sizlerin de benim gibi adım adım keşfetmenizi istiyorum bu gizemli dünyayı.

Ceccoli, Bak adlı dergiye verdiği röportajda şöyle diyor:

Kendi bakış açımla yorumlayıp resimlediğim öyküleri, hiç görmediğim küçük ellerle paylaşıyor olmak benim için büyük bir ayrıcalık.

http://www.nicolettaceccoli.com/

31 Temmuz 2011 Pazar

Hüzün

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Aşınan kayalar gibi ruhum
Suskun yorgun öylece durur

Islak kumlara yazılmış hikayeler
Ummana karışır, silinir yavaş yavaş
Her dalga ömrümden birşeyler koparır

Ağır ağır sönen gönlüm
Sakin koyları özler
Son kum tanesi olana kadar

Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Son kum tanesini alana kadar


http://www.youtube.com/watch?v=1VA1jkoPxo8

18 Nisan 2011 Pazartesi

Kahramanıma...

Bugün benim kahramanım babamın doğum günü.

Son nefesime kadar bir çınar gibi gölgesinde dinlenmek, demlenmek istediğim adam...

"Bir tek sözüm var:

Seni ne kadar çok seversem o kadar çok olsun ömründen geçen yıllar...

Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...

Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğmez!

Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım."

Nazım Hikmet