14 Aralık 2012 Cuma

1 Aralık 2012 Cumartesi

Çocuk.


Bu fotoğrafın başlığına "mutluluk" yazıp geçilir.
Fakat bu kadar kolay değil.
Şimdi ben bu fotoğrafı görünce, pek muhterem arkadaşlarım, 
büyüklerim ne sizin ne de kendimin tuzu kuru dertlerimize üzülemem.
Sıkıntılarınızı/sıkıntılarımızı umursayamam.
Ailelerimizin yanında ya da yakınında huzurla,
karnımız tok, üzerimizde giysilerimiz,
sıcak evlerimizde yaşarken vallahi üzülemem şımarık iç sıkıntılarımıza,
fani kaygılarımıza, doyumsuzluğumuza.
Bu fotoğraftan sonra hiç umrumda olmaz konforlu evlerimizde yalnızlık söylemlerimiz.
Ben üzülürsem eğer "Çocuklar neden aç yatıyor?" diye üzülürüm, 
"Neden şımarık ve doyumsuz çocuklarımızın
heves edip aldığı sonra çöpe attığı gözlüğü takıp 
dünyanın en mutlu çocuğu oluyor?"u dert ederim ancak.


29 Kasım 2012 Perşembe

16 Kasım 2012 Cuma

Hadi çay koy da içelim


"Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde.
Yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu.
Otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime
anne dedim, hadi çay koy da içelim.."

Ah Muhsin Ünlü

15 Kasım 2012 Perşembe

Tehlikeli Oyunlar


"Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: "Nasıl?" kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.

Kelimeler, kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.. "

Oğuz Atay

12 Kasım 2012 Pazartesi

3 Kasım 2012 Cumartesi

Portishead - Roads


http://www.youtube.com/watch?v=Vg1jyL3cr60

"Kimse görmüyor mu?
Bir savaşımız var!
Nasıl bu kadar yanlış hissettirebilir?
Kimse görmüyor mu?"

1 Kasım 2012 Perşembe

26 Ekim 2012 Cuma

Memento Mori!


Memento mori, "fani olduğunu hatırla", "öleceğini hatırla" veya "ölümünü hatırla" gibi şekillerde çevrilebilecek bir Latince deyiş. Memento Mori antik çağında'da kullanılan bir uyarı bağırmasıdır. 
Muzaffer bir Roma generali, savaştan galip çıkıp sokaklarda zafer turu atarken arkasında duran bir köle kafasının üstüne bir "Defne çelenk"i ya da "Müşter-Tapınak-Taç"ı tutup şunları söyler:

"Memento mori
Fani olduğunu hatırla.
Memento te hominem esse
Sadece bir insan olduğunu hatırla.
Respice post te! Hominem te esse memento!
Arkana bak! Sadece bir insansın, hatırla!"


*Fotoğraf ise Philippe de Champaigne'nin Memento Mori'sidir. 

(Kaynak: Wikipedia)

25 Ekim 2012 Perşembe

Duygu ve Asena için...




kurtarmana ihtiyacım yok
beni aldatmanı istemiyorum
ve bağışlamana ihtiyacım yok
sadece bana inanmanı istiyorum

beni burada görüyor musun
ayakta çıplak dikiliyorum
burada görüyor musun beni dizlerimin üzerinde

şimdi tüm hayatım boyunca amaçsızca gezdim durdum
anahtara sahip öğretmenleri aradım
hiçbirşey bulamadım hala arıyorum
sesi...
yeraltı

şimdi izin ver sana bir hikaye anlatayım
ahlaksızlık uğruna tükenen bir adam hakkında
tabiatı teocu
ve kılık değiştirmiş bir hazcı

şimdi tüm hayatım boyunca amaçsızca gezdim durdum
anahtara sahip öğretmenleri aradım
hiçbirşey bulamadım hala arıyorum
sesi...
yeraltı

Senin yüzünden...


15 Ekim 2012 Pazartesi

Göğe Bakma Durağı


İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım   

Turgut Uyar


11 Ekim 2012 Perşembe

Lucia - Silence



"Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürürün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çoçuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar

Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar"          


Turgut Uyar



Why?


Feist - Strangers

http://www.youtube.com/watch?v=nsq2uZVm4So&feature=related


4 Ekim 2012 Perşembe

Cennetin Irmakları


bir hayatın tükürüldüğü yerde
aktı şol cennetin ırmakları
bir bezden bebek gördüm ben orda
ah'la boyalıydı tırnakları

gözlerinde uykusuz masallar
dizlerinde hâlâ kendi çocukluğunu sallar

ah beyim yapma dur
bir kızım var benim
aslında doğmadı henüz
ama kalbimi emer
beyim dur biraz
nerde benim düş payım
gönlüme geçmez liran
biraz izin ver unutayım

bir rüyanın büküldüğü yerde
yosun tuttu oyunun yorgun taşları
kapkara sürgüler çekildi sonra
çatıldı cennet'in o şen, körpe, gül kaşları

gözlerinde uykusuz masallar
dizlerinde hâlâ kendi çocukluğunu sallar..


Mabel Matiz 

19 Eylül 2012 Çarşamba

Hep böyle...


Ansızın çalınca yine kapın
Tanırsın sesini, tanırsın sessizliği
Ansızın soğuyunca avuçların
Tutarsın elini, özlersin ellerimi
Ve zaman öperken alnından
Okşarken yüzünü, söylerken son sözünü
Bazen böyle olur, bazen konuşamazsın
Kayar ellerinden aşk, onu tutamazsın

Sen hep böyle kal
Böyle kal ki kalbim eğilsin önünde, avunsun sesinle
Sen hep böyle kal
Böyle kal ki dünya utansın önünde, övünsün seninle
Sen hep böyle kal
Ne kadar büyütsen de, kimleri sevsen de, nereye gitsen de
Sen hep böyle kal
Hep böyle kal, sakın hiç kirlenme, sakın hiç kirlenme
Sen hep böyle kal

Kapılarına dayanan tüm karanlığı beyazlara boyadım sen korkarsın diye
Dallarına diktim dökülen yaprakları sen sonbaharı sevmezsin diye
Gökyüzüne yıldızlar çizdim sana, yeryüzüne umutlar
Geceleri düşler bıraktım, sabahlarına aydınlıklar

Yağmur aşık kelebekler, ateşe aşık pervaneler gibi
Yana yana, döne döne, savrula savrula
Çok yüksekten uçtum ben
Çok yüksekten uçtum ben
Çok yüksekten düştüm ben



3 Haziran 2012 Pazar

Unutma bugünü Duygu!


Acının türlü türlü halleri... Belki de en ağırı bu. 
Her zaman güçlü, ayakta, koruyan kollayan bir kan’ın, can’ın hasta yatağında çocuk gibi yattığını görmek.
Bu kadar sarsılacağımı düşünmemiştim.
Hiçbir kişisel gelişim kitabının, hiçbir öğretinin veremediği dersi aldım 10 dakikada. Umarım almışımdır. Yoksa boş her şey.
Bizim oralarda doğduğu tarihte kaydetmezler nüfusa insanları ya okula başlayınca ya da hiç. Erkek çocuk başka tabi. Onlar daha “insan” oldukları için nüfus cüzdanları gururla çıkarılır.
Babaannem yani Gülizar’ım… Eğer doğruysa 78 yaşında.
35 yaşında 5 çocuğuyla dul kalıyor. Okuma yazma bilmeden, dünyayı tanımadan bir başına kalıyor Sivas’tan çıkıp İzmir’e geleli daha 6 yıl olmuşken.
Bizim oralarda, sabretmeyi, beklemeyi bilir kadınlar. Ölmüş insanı bile beklerler.
Ömürün geri kalalını dedemin yasını tutarak geçirdi benim Gülizar’ım.
Çalıştı, evlere temizliğe gitti. Otobüslerin numarasını ezerleyerek kaybolmadı, harcanmadı.
5 yaşıma kadar birlikte yaşadık. Her gece babaannemle uyudum ben.
Hatta bir gece bir bakmışlar bize serçe parmaklarımız halay çeker gibi geçmiş birbirine o şekilde uyumuşuz. J Rüyamızda mutluyduk belki de.
Eli boş gelmezdi hiç. Fındık getirirdi bana kese kağıdının içinde. Çok severdim.
Mahallenin başında o güçlü, dimdik yürüyen kadını beklerdim. Koşardım ona.
Namusuyla varolmanın, çocuklarını sahipsiz ve muhtaç bırakmamanın kalesiydi o.
Taşındıktan, evlerimizi ayırdıktan sonra da “Ben babaannemle kalcam siz gidin” derdim hep.  Ağlardım yanından her ayrıldığımda.
Bugün de ağladım yanından ayrıldığımda. Belki de son görüşümdü.
Çok hasta. Demans hastası. Yatağında bile birinin yardımını almadan dönemiyor. 
Düzelmeyeceğini biliyorum. Doğanın görevini yerine getireceğini biliyorum. 
Ama bir kaybın daha acısını hafifletmiyor, birgün gideceğini bilmek.
Kırgındım, üzgündüm. Fakat o yatakta çocuk gibi yattığını, küçücük kaldığını, eridiğini görmek içimde herkese, her şeye dair yaşattığım kini, öfkeyi ufaladı. Eritti.
Ölüm var be. Toprak olmak var. Neyin öfkesi, kini bu. Neyin hıncı bu…
Boktan hayatlarımızda, boktan öfke patlamalarıyla, küçük hesaplarla yaşıyoruz.
Hiç ölmeyecekmiş gibi saldırıyoruz her şeye. Kimiz biz? Gücümüz yeter mi bir insanı ölümden döndürmeye. Yine aynı sokakta, elinde fındıklarla, onu heyecanla, sevgiyle bekleyen torununa yürüyen kadının sağlığını verebilir miyiz tekrar? Bunu başamıyorsak, kaygılarımız, öfkelerimiz de anlamsızdır o vakit. 
Barış, affet ve devam et yoluna. En azından bunu başarmayı deneyebiliriz.
Ben bugün hayatımın tokadını yedim. Sarsılmak kendime gelmek için daha neyi bekliyor olabilirim ki?
Çınar gibi bir kadın. Gülizar…
Ölümü bekleyen, acılarının dinmesi için dua eden bir kadın.
İkimiz için de dua ediyorum şimdi. Allah onun acılarını dindirsin, en korktuğu şeye, başkalarına muhtaç bir şekilde yaşamasına son versin. Bana ise, bugünü unutturmasın Allah. 
Unutturmasın ki ölümü hiç çıkarmayayım aklımdan.
Beyaz bir saç telinde, yüzlerdeki çizgilerde, gücümü yitirdiğim yerde, titreyen bir elde, rengini kaybetmiş bir gözebeğinde, yeni doğmuş bebeğin pembe ayaklarında…
Hep hatırlamalıyım ölümü. Kırmadan, kırılmadan yaşamanın başka bir yolunu bulamadım ben.


27 Mayıs 2012 Pazar

Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır...


Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu. 
Durup durup ardına bakan kadınlar vardır. 
Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
Her şeyi didikleyip duran, mazisinin gölgesinden, anılarının yükünden bir türlü
kurtulamayan, gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,
hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya başlar.
Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
Zaman, aşk... Her şey!
Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.
Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır.
Erkekler, erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken,
kadınlar bu konuda da umutsuzdurlar.
Çünkü kadınlık bekler.
Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır...

Murathan Mungan

6 Mayıs 2012 Pazar

Teşekkür ederim...


Nasıl mutlu olmaz insan sevildiğini hissederken…
Doğru kararlar vermeli insan. “Ne uğruna, neyi feda ediyorum?” diye düşünmeli. Mesela ben dostlarımı ve ailemi bağrıma basarım da hiçbir şeye değişmem. Doğum günü çocuğu şımarıklığını doyasıya yaşamamı sağladıkları için ne desem az, nasıl teşekkür etsem yetersiz.

Duyduğum güzel sözler, temenniler, dilekler, dualar… Gözlerim dolu dolu okudum, dinledim hepsini. Tüm dilekleri “hepimiz için…” diyerek tamamladım yürekten.

Çok şey kaçırıyoruz yaşarken, detaylara boğulup geneli kaçırıyoruz ya ona yanıyorum. Telaşlar, kaygılar, “ya olmazsa”lar, “olursa ne olur”lar… Boğuluyoruz ve klişe gibi gelse de sahip olduğumuz sevgiyi idrak edemiyoruz. Klişelerin doğruluğuna inanıyorum, evet. Bir insanı sevmek, sevmemekten daha kolay. Ve sevildiğimizi hissedebildikçe yaşlanmak/yaş almak da üzmüyor insanı.

Hüzün her daim var ve dinmeyecek. Bunu kabullendim. Ömürden bir yılı daha yitirmenin hüznünü tarife gerek yok. Sanmıyorum ki bunu yaşamayan bir insan olsun. Öz’ü kavramakla baş edebilirim bu gerçekle. Öz ise seni sevenlerle, sevginin hakkını vererek yaşamak. Amaç bu olmalı. Ben bugünde de hissettiğim bu sevgiyi hak etmek ve o sevgiye sahip çıkmak istiyorum.

Teşekkür ederim mutlu olmam için çaba harcayan dostlarımın varlığı için, 
teşekkür ederim güzel sözleriyle varlığımı kutladıkları için, 
teşekkür ederim dualarımı paylaştıkları için…
En büyük teşekkür ise bana mutluluktan ağlama şansını veren inancımın kaynağı, ilahi güç için…

İyi ki varız, iyi ki yaşıyoruz, iyi ki farkındayız...


5 Mayıs 2012 Cumartesi

5 Mayıs'ım, güzel mayısım...

İyi ki doğdum...
Yaşıyorum dediğim her gün yeniden doğuyorum.
Özümün aynası olan hüzün ve huzur.
Yakışıyoruz birbirimize.
Yine güzeliz, hep güzeliz.

http://www.youtube.com/watch?v=nYZnJ40oU6k&ob=av3e

8 Nisan 2012 Pazar


“Birleşince kısa devre yapan parmak uçlarımız öldü önce. Sonra yeşil öldü benim için sonra kahverengi. Sonra ilk öpüştüğümüz yeri kalbinden bıçakladılar. On iki yıl geçti susmak ne kısaymış. Sen böyle ne güzel sonsuza kadar susalım diyorsun. Sonsuzluk bir gün herkesle konuşur sevgilim bunu da biliyorsun. Sen gittin ve herkes ölmeye başladı.”

Emrah Serbes

10 Mart 2012 Cumartesi

"...güvenle yaklaşırsın korkunç olana..."

"Ah Zerdüşt, deli sevdalı seni, güvenden yanına yaklaşılmayan seni!
Eskiden beri böylesindir: Güvenle yaklaşırsın korkunç olana.
Gördüğün her canavarı okşamayı arzularsın.
Pençeleri üzerine örtülecek, bir nefeslik biraz ipeksi bir şey.
Onu hemen sevmeye hazırsındır.
Sevginin diri olanı, en yalnızın tehlikesidir.
Her şeye yetendir.
Deli sevdalılığım gülünçtür, kibirsizliğim!
Ve böyle buyurdu Zerdüşt, tekrar güldü.
Ayrıldığı dostlarını düşündü ve onlara haksızlık etmiş gibi bu düşüncelerine öfkelendi.
Hemen sonra ağladı. Zerdüşt, özlem ve öfke ile ağladı."

Nietzsche


20 Şubat 2012 Pazartesi

Ne Ola Yâr Ola.


Göklerden daha mavi denizlerden daha derin topraktan güzel kokan ne ola
Rüzgardan daha serin başaklardan daha nazlı ay ışığından ılık ne ola
Ahu gibi gözleri baktıkça yürek yakan yar ola
Cennet bahçesi kokan göğsünde çiçek açan yar ola

Damla damla yağmurdan boynu bükük çiçeklerden daha hüzün verici ne ola
Sonbahar yaprağından hele akşam güneşinden daha içimi burkan ne ola
Buğulu gözleriyle yollarımı bekleyen yar ola
Islak dudaklarından bir garip türküsüyle yar ola

Göç eden kuşlar gibi gidip gelir umutlarım umudun ötesinde ne ola
Göç eden kuşlar gibi gidip gelir umutlarım umudun ötesinde ne ola
Nefesimde yaşayan sıcaklığı paylaşan yar ola
Yaşam denen uykudan uyanmasını bilen yar ola.

18 Şubat 2012 Cumartesi

Filler ve Çimen


Çimenler fillerle de güzel.
Kalbin korkularıyla cesur.
Firarlar yakalanmak için.
İhanet aslında sadakatin tavrını sever.

Elinde bir paslı makas.
Kestikçe zaman uzuyor acının saçları.
Hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu ama
ölürdün unutmasan.

Kaybederek çoğalırsın.
Gözyaşının rahmeti can üstüne.
Uzak bir deniz kıyısında,
kendi yara kabuklarını yar ederek kendine.

Ah nice kez üzecekin.
Gördüğünün zahmeti gönül üstüne.
Uzak bir çigan masalında.
Çayda kederli çıralar tüttürerek
barışırsın ötekinle
ki yalatır o
sen tükürürsen...