3 Haziran 2012 Pazar

Unutma bugünü Duygu!


Acının türlü türlü halleri... Belki de en ağırı bu. 
Her zaman güçlü, ayakta, koruyan kollayan bir kan’ın, can’ın hasta yatağında çocuk gibi yattığını görmek.
Bu kadar sarsılacağımı düşünmemiştim.
Hiçbir kişisel gelişim kitabının, hiçbir öğretinin veremediği dersi aldım 10 dakikada. Umarım almışımdır. Yoksa boş her şey.
Bizim oralarda doğduğu tarihte kaydetmezler nüfusa insanları ya okula başlayınca ya da hiç. Erkek çocuk başka tabi. Onlar daha “insan” oldukları için nüfus cüzdanları gururla çıkarılır.
Babaannem yani Gülizar’ım… Eğer doğruysa 78 yaşında.
35 yaşında 5 çocuğuyla dul kalıyor. Okuma yazma bilmeden, dünyayı tanımadan bir başına kalıyor Sivas’tan çıkıp İzmir’e geleli daha 6 yıl olmuşken.
Bizim oralarda, sabretmeyi, beklemeyi bilir kadınlar. Ölmüş insanı bile beklerler.
Ömürün geri kalalını dedemin yasını tutarak geçirdi benim Gülizar’ım.
Çalıştı, evlere temizliğe gitti. Otobüslerin numarasını ezerleyerek kaybolmadı, harcanmadı.
5 yaşıma kadar birlikte yaşadık. Her gece babaannemle uyudum ben.
Hatta bir gece bir bakmışlar bize serçe parmaklarımız halay çeker gibi geçmiş birbirine o şekilde uyumuşuz. J Rüyamızda mutluyduk belki de.
Eli boş gelmezdi hiç. Fındık getirirdi bana kese kağıdının içinde. Çok severdim.
Mahallenin başında o güçlü, dimdik yürüyen kadını beklerdim. Koşardım ona.
Namusuyla varolmanın, çocuklarını sahipsiz ve muhtaç bırakmamanın kalesiydi o.
Taşındıktan, evlerimizi ayırdıktan sonra da “Ben babaannemle kalcam siz gidin” derdim hep.  Ağlardım yanından her ayrıldığımda.
Bugün de ağladım yanından ayrıldığımda. Belki de son görüşümdü.
Çok hasta. Demans hastası. Yatağında bile birinin yardımını almadan dönemiyor. 
Düzelmeyeceğini biliyorum. Doğanın görevini yerine getireceğini biliyorum. 
Ama bir kaybın daha acısını hafifletmiyor, birgün gideceğini bilmek.
Kırgındım, üzgündüm. Fakat o yatakta çocuk gibi yattığını, küçücük kaldığını, eridiğini görmek içimde herkese, her şeye dair yaşattığım kini, öfkeyi ufaladı. Eritti.
Ölüm var be. Toprak olmak var. Neyin öfkesi, kini bu. Neyin hıncı bu…
Boktan hayatlarımızda, boktan öfke patlamalarıyla, küçük hesaplarla yaşıyoruz.
Hiç ölmeyecekmiş gibi saldırıyoruz her şeye. Kimiz biz? Gücümüz yeter mi bir insanı ölümden döndürmeye. Yine aynı sokakta, elinde fındıklarla, onu heyecanla, sevgiyle bekleyen torununa yürüyen kadının sağlığını verebilir miyiz tekrar? Bunu başamıyorsak, kaygılarımız, öfkelerimiz de anlamsızdır o vakit. 
Barış, affet ve devam et yoluna. En azından bunu başarmayı deneyebiliriz.
Ben bugün hayatımın tokadını yedim. Sarsılmak kendime gelmek için daha neyi bekliyor olabilirim ki?
Çınar gibi bir kadın. Gülizar…
Ölümü bekleyen, acılarının dinmesi için dua eden bir kadın.
İkimiz için de dua ediyorum şimdi. Allah onun acılarını dindirsin, en korktuğu şeye, başkalarına muhtaç bir şekilde yaşamasına son versin. Bana ise, bugünü unutturmasın Allah. 
Unutturmasın ki ölümü hiç çıkarmayayım aklımdan.
Beyaz bir saç telinde, yüzlerdeki çizgilerde, gücümü yitirdiğim yerde, titreyen bir elde, rengini kaybetmiş bir gözebeğinde, yeni doğmuş bebeğin pembe ayaklarında…
Hep hatırlamalıyım ölümü. Kırmadan, kırılmadan yaşamanın başka bir yolunu bulamadım ben.